Kanun Yolu Mobil

Mevzuat ve Kararlar Cebinizde

Filtreler

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi
2024/9452

Yargıtay kararının tam metni, özeti ve ilgili kanun maddeleri ile birlikte

Dava No: 2024/3719
26.12.2024
5 İlgili Madde
🌟
AI Analizi

Önemli Emsal İçtihat

Yol Gösterici Karar

"Karar, fikri mülkiyet hukuku ile haksız rekabet hukukunun birbirine olan ilişkisi konusunda köklü bir içtihat değişikliğini/netleştirmeyi yansıtmaktadır. Yargıtay, doktrindeki tartışmalara atıfta bulunarak ve 6762 sayılı TTK'dan 6102 sayılı TTK'ya geçiş sürecindeki gerekçeleri yorumlayarak, SMK'nın yürürlüğü sonrası tescilli sınai haklar için 'kümülatif koruma'nın (aynı anda hem marka davası hem haksız rekabet davası açılabilmesi) artık mümkün olmadığını belirtmiştir. Karşı oy yazısı ile birlikte sunulması, konunun hukuki derinliğini ve doktriner tartışmaları ortaya koyması bakımından oldukça değerlidir."

Karar Özeti

İçtihat Metninin Özeti (Önemli Noktalar)

Dava, markanın hükümsüzlüğü, marka hakkına tecavüzün tespiti ve men'i ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) yürürlüğe girmesiyle birlikte, tescilli sınai haklar bakımından özel kanun olan SMK hükümlerinin uygulanacağını ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) haksız rekabet hükümlerinin, fikri mülkiyet özel hükümleri yanında kümülatif olarak (eş zamanlı) uygulanamayacağına hükmetmiştir. Bu doğrultuda, yerel mahkemenin haksız rekabet hükümlerine dayalı tazminat ve men kararlarını, hukuki dayanağı kalmadığı gerekçesiyle bozarak, kararı 'haksız rekabet' kısımlarını çıkartarak düzelterek onamıştır.

Karar Metni

Yargıtay kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2024/3719 E.  ,  2024/9452 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1477 Esas, 2024/293 Karar HÜKÜM : Kabul Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili şirketin "..." markası ve görseli ile tüketici nezdinde tanınmış bir marka olduğunu, davalı şirketin müvekkiline ait özellikle 2014/102602, 102059, 124664, 138834, 143105, 2014/35085 sayılı markalarının aynısını/benzerini müvekkilinin markalarının da tescilli olduğu sınıflardaki tekstil ürünleri üzerinde izinsiz ve birlikte hareket ederek hukuka aykırı bir biçimde kullandığını, bu ürünleri Türkiye içinde bir takım kişi ve firmalara satışının gerçekleştirildiğini, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2017/153796 numaralı soruşturma dosyası ve dosyaya sunulan ürünler incelendiğinde davalı şahısların üretimini gerçekleştirdikleri ürünler üzerinde müvekkili adına tescilli tanınmış “...” ve görselinin müvekkilin izni olmaksızın haksız ve hukuka aykırı olarak kullanıldığı ve dava dışı şahıslara satışının gerçekleştirildiğinin görüleceğini, davalıların basiretli bir tacir gibi davranmadığını ve kötü niyetli olduğunu, davalıların müvekkilinin tanınmış tescilli markalarını, kötü niyetli, haksız ve hukuka aykırı olarak ürünlerinde kullandığını ve bu ürünleri satışa sunduklarını, davalıların işbu hukuka aykırı eylemi neticesinde haksız kazanç sağladıklarını ve müvekkili şirketin maddi ve manevi zarara uğradığını, müvekkiline ait “...” markası ve görseli ile davalı tescilli markalarının benzer olup, markaların aynı emtiayı kapsadığını, davalı tarafın tescilli “... ... Club” markasının içinde yer alan “...” ibaresinin ayırt edicilik vasfına haiz olmayıp markanın esas unsuru olan “...” ibaresini ve at üstünde ... oyuncusu figürü şekil unsurunun sadece destekler nitelikte olduğunu, davalının tescilli markasının esas unsurunun “...” ve “at üstünde ... oyuncusu” figürü olduğunu, davalı tarafça üretilen ürünlerin bir çoğunda “...” ibaresi dahi kullanılmadan sadece “...” ibaresi ve at üstünde ... oyuncusunun figürlü şekilde kullanıldığını, müvekkilinin markasının tanınmış marka olduğunu, 6769 sayılı SMK’nın 6/6 maddesi anlamında hak sahibi olduğunu, müvekkilinin hem markası hem de “..., Lp” şeklindeki ticaret unvanının unsuru olan “...” ibaresi üzerinde mutlak hakkı olduğunu ve bu sebeple davalı markalarının ayrıca hükümsüz kılınması gerektiğini ileri sürerek davalıların, müvekkilinin marka hakkının ihlali neticesinde ortaya çıkan haksız rekabetin men’ine, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, davalıların müvekkilinin haklarına tecavüz teşkil eden eylemleri nedeniyle ortaya çıkan maddi zararın tazmini amacıyla (fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla) şimdilik 50.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine, davalılara ait 2014/23455, 2013/101692 ve 2014/89950 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkillerinin adına Türk Patent nezdinde tescilli markaları bulunduğunu, kullanımlarının resmi tescile dayandığını, müvekkilleri adına tescilli markalar ile davacı markaları arasında hiçbir benzerlik olmadığını, ... ibaresinin esasen ayırt edici işlevinin düşük olduğunu, hükümsüzlük koşullarının da oluşmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III.MAHKEME KARARI Mahkemece bozma ilamına uyularak, davacının ve markalarının tanınmış marka niteliğini haiz olduğu, davacının tanınmış ... markalarının varlığında, davalıların sonraki tarihli, 2013/101692 ve 2014/23435 no.lu “... ... club şekil” markalarını tescil ettirdiği, SMK'nın 155. maddesi kapsamında sonraki tarihli markaların tecavüz davasında savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, kaldı ki söz konusu markaların hükümsüzlüğüne karar verildiği, ayrıca davalı taraf kullanımlarının tescilli marka şekliyle de olmadığı, diğer yandan yürürlükteki mevzuatta ve Yargıtay Bozma ilamında ifade edildiği üzere önceki tarihli markaların tanınmışlığının tecavüz iddiasında önemli bir unsur olduğu, davalıların, “... ... club şekil” markaları ile üretim, temin ve satış yetkilerini kendilerinde tutmak üzere, noter marifetiyle düzenledikleri muvafakatname ile dava dışı ...’ı markaları kullanma, yetkili mağaza açma, bayilik verme hususlarında tek yetkili kıldıkları, buna istinaden dava dışı ... ile ...’ın “... ... club şekil” markalı ürünleri işyerlerinde sattığı, davacı tarafından bu adreslerden yazar kasa fişi ve karşılığında satın alınan taklit ürünlerin CBS’ye sunulması neticesinde arama el koyma kararı icra edilerek numune ürünlerin alındığı, buna göre ürünlerin ele geçirildiği kişiler, dava dışı ... ile ... ile davalılar arasında resmi muvafakatname gereğince sıkı bir bağ olduğu, nitekim dava dışı ... ve ... isimli şahıslar tarafından da “bu ürünlerin işbu davadaki davalılar ... ve ...’e ait marka tescil belgelerine istinaden üretildiğini” beyan ettikleri, SMK'nın 29. maddesi gereğince davacı markaları ile markasal kullanımların bir arada değerlendirilmenin gerektiği, sunulan fotoğraflardaki kullanımlara bakıldığında gömleğin sol göğüs kısmında at üzerinde ... oyuncusu figürünün yer aldığı, diğer kullanımlarda da “... club” ibaresi ile at üzerinde ... oyuncusu figürünün bir arada ve esas unsur olarak kullanıldığı, bu kullanımlar ile davacı markaları arasında ayniyet/ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bulunduğu, markasal kullanımların giyim eşyalarında gerçekleştiği ve bu malların da davacı markaları kapsamındaki giyim eşyaları ile aynı/aynı tür olduğu, şu halde davacının tanınmış markaları ile aynı/ayırt edilemeyecek derecede benzer işaretlerin aynı mallarda kullanıldığı, bu kullanımların sonraki markanın tescil olunduğundan farklı bir şekilde gerçekleştiği, davalıların marka başvuru ve muvafakatname tarihlerinde davacının önceki tarihli tanınmış markalarından haberdar olduğu ve yine de bu markaları aynı mallarda ticaret alanına soktukları, muvafakatname ile kullandırdıkları ve davalıların fiilerinin SMK'nın 29/1-c kapsamında olduğu, davalıların aynı sektörde, tanınmış davacı markalarını bildiği / bildiğinin varsayılması gerektiği, buna rağmen muvafakatname ile tecavüze teşkil eden kullanımlara sebep olduğu, bu fiillerin ayrıca haksız rekabet de teşkil ettiği, davacının maddi tazminat yönünden tercih hakkını SMK'nın 151/2-b maddesindeki tecavüz edenin elde ettiği net kazanca göre hesaplanması yönünde kullandığı,gerek davalı tarafın ticari defterlerinin sunulmamış olması, gerekse de davalı tarafta bulunan ürünlerin tam olarak belirlenememesi nedeniyle gerçek zararın tam olarak belirlenemeyeceği, gerçek zararın tespitinin hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın tespitinin somut olay açısından mümkün olamayacağı, bu nedenle 6098 sayılı TBK'nın 50. maddesi uyarınca daha makul bir tazminat belirlenmesi gerektiği, gerekçesiyle davanın kabulü ile davalıların marka tecavüzü eylemlerinin önlenmesine, durdurulmasına, davalıların ... ibaresi ile görselini taşıyan tüm ürünlerinin, tanıtım araçlarının toplanmasına, bu ibarenin ürünlerden çıkartılmasına, bunun imkansız olması halinde bunların imhasına, davalıların, davacının marka hakkının ihlali neticesinde ortaya çıkan haksız rekabetlerinin menine, haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ortadan kaldırılmasına, 50.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davalılar adına tescilli 2013/101692, 2014/23435, 2014/89950 sayılı markaların hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmiş, hüküm davalılar vekilince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, markanın hükümsüzlüğü ile marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve men’i ile maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. Değerlendirme 1. Dosyadaki yazılara, Bölge Adliye Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/4 hükmü uyarınca uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Mahkemece davalının kullanımlarının marka ve tasarım hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (Cahit, Suluk/(Rauf, Karasu/Temel, Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davası, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. 3. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57 nci maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı Kanunda yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihin de yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanunda, 6762 sayılı Kanunda değinilen hükmün yerine getirilen 55 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinde, "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı Kanunun 57 inci maddesinin beşinci fıkrası "Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak" şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendi "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak" şeklindedir. 4. Görüldüğü üzere yeni hükümde "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı Kanun'un 50 inci ve 53 üncü maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni "Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK,'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez" şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Kanun kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (Bkz. NOMER/HELVCI/KAYA, s. 356 vd.; ARKAN, SABİH, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363). 5. Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacı marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i taleplerinde bulunmuş, davalı ise tescilli bir markası olduğunu, fiili kullanımlarının davacı markalarına benzemediğini, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türkpatent nezdinde tescilli olup 6769 sayılı Kanun ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacı bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. 6.
Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11.HD 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. V. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca davalıların Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinde yer alan “3-Davalıların, davacının marka hakkının ihlali neticesinde ortaya çıkan haksız rekabetlerinin MENİNE, Haksız rekabetin neticesi olan maddi durumun ORTADAN KALDIRILMASINA,” ibaresinin çıkartılmak suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde ilgililere iadesine, 26.12.2024 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir.Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir. Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır . Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu hususda incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun düzeltilerek onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
Üyelik

Araştırmanızı Derinleştirin

Ücretsiz hesap oluşturarak kararları favorilerinize ekleyebilir, PDF olarak indirebilirsiniz.

İlgili Kanun Maddeleri

Bu kararla ilgili kanun maddeleri ve bağlantıları

29

SINAİ MÜLKİYET KANUNU - Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller

Madde 29- (1) Aşağıdaki fiiller marka hakkına tecavüz sayılır: a) Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci madd...

151

SINAİ MÜLKİYET KANUNU - Yoksun kalınan kazanç

MADDE 151- (1) Hak sahibinin uğradığı zarar, fiili kaybı ve yoksun kalınan kazancı kapsar. (2) Yoksun kalınan kazanç,...

155

SINAİ MÜLKİYET KANUNU - Önceki tarihli hakların etkisi

MADDE 155- (1) Marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip...

370

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU - Onama kararları

MADDE 370- (1) Yargıtay, onama kararında, onadığı kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermek zorundadır....

373

HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU - Bozmaya uyma veya direnme

MADDE 373- (1) Yargıtay ilgili dairesinin tamamen veya kısmen bozma kararı, başvurunun bölge adliye mahkemesi tarafında...

İlgili Kanunlar

Bu kararla ilgili kanunlar ve bağlantıları

Etiketler

Bu kararın konu başlıkları ve anahtar kelimeleri

Marka Hakkına Tecavüz Haksız Rekabet Kümülatif Koruma Sınai Mülkiyet Kanunu Markanın Hükümsüzlüğü 6769_29 6769_151 6769_155 6102_55 6100_370 6100_373