Kanun Yolu Mobil

Mevzuat ve Kararlar Cebinizde

Filtreler

T.C. Yargıtay

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2026/3535 Sayılı Karar

Esas No: 2024/2362 Karar Tarihi: 17.02.2026 İlgili Madde: 3

Önemli Emsal İçtihat

AI Analizi · 4.5/5

Yol gösterici karar

Karar, ifade özgürlüğü ile hakaret suçu arasındaki sınırları çizerken, siyasetçilere yönelik ağır eleştirilerin 'hakaret' değil 'ifade özgürlüğü' kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair yerleşik içtihatlara güçlü atıflar yapmaktadır. Ayrıca sosyal medya paylaşımlarında 'aleniyet' kavramının kısıtlı görünürlük ayarları (sadece arkadaşlar) ile nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair önemli bir hukuki açıklama içermektedir.

Karar Özeti

Önemli noktaların özeti

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararını, sanığın eyleminin 'siyasi ağır eleştiri' kapsamında kalması ve hakaret suçunun unsurlarını oluşturmaması nedeniyle bozmuştur. Ayrıca, sosyal medya paylaşımının aleniyet unsuru taşımadığı (sadece arkadaş listesine görünür olması) gerekçesiyle 125/4. maddenin uygulanmasının hatalı olduğuna hükmetmiştir.

Karar Metni

Tam metin
4. Ceza Dairesi         2024/2362 E.  ,  2026/3535 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/147 E., 2024/169 K. SUÇ : Hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilerek, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet kararına yönelik olarak Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi özetle; üzgün ve pişman olduğuna, cezanın yüksek olduğuna, yeniden değerlendirme yapılmasına bu nedenlerle hükmün bozulmasına ilişkindir. III. GEREKÇE Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur. Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır. Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir. Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın, katılana yönelik eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta bulunmayıp, siyasi ağır eleştiri niteliğinde olduğu dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi, 2. Kabule göre; de; suça konu paylaşım içeriğinde paylaşımın yalnızca arkadaş listesi tarafından görülebileceğine dair işaret bulunması karşısında, eylemin aleni işlenmediği dikkate alınmadan 5237 sayılı Kanun'un 125/4. maddesinin uygulanması, Hukuka aykırı bulunmuştur. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Azdavay Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,17.02.2026 tarihinde karar verildi.

Aynı daire, ortak hukuki konular ve karar tarihleri dikkate alınarak eşleştirildi.

6 karar
Yargıtay 4. Ceza Dairesi

E. 2023/14677, K. 2026/1144

Sanığın Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla yargılandığı davada, sözlerin onur ve şerefi rencide edici boyutta olmadığı, ağır siyasi eleştiri kapsamında kaldığı ve ifade özgürlüğü sınırlarında olduğu gerekçesiyle yerel...

Kararı incele

Araştırmanızı Derinleştirin

Ücretsiz hesap oluşturarak kararları favorilerinize ekleyebilir, PDF olarak indirebilirsiniz.

İlgili Kanun Maddeleri

Bu kararda uygulanan mevzuat

m.125

Türk Ceza Kanunu

Hakaret

Madde 125 (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden...

m.302

Ceza Muhakemesi Kanunu

Temyiz isteminin esastan reddi veya hükmün bozulması

Madde 302 – (1) Bölge adliye mahkemesinin temyiz olunan hükmünün Yargıtayca hukuka uygun bulunması hâlinde temyiz istem...

m.304

Ceza Muhakemesi Kanunu

Yargıtay kararının gönderileceği merci

Madde 304 – (1) (Değişik:20/2/2019-7165/8 md.) Yargıtayca 302 nci maddenin birinci fıkrası veya 303 üncü madde uyarınca...

İlgili Kanunlar

Kararın dayandığı temel mevzuat

Etiketler

Kararın konu başlıkları

hakaret suçu ifade özgürlüğü siyasi eleştiri aleniyet unsuru sosyal medya 5237_125 5271_302 5271_304 2709_26